Teknoloji bizleri daha az anlar hale mi getirdi?

Teknoloji bizleri daha az anlar hale mi getirdi?

Şüphesiz teknoloji baş döndürücü bir hızla ilerliyor. Ancak, bizler, bu gelişimin sonuçlarını ancak eski ve yeni yanyana konulunca anlıyabiliyoruz. Benim için bu hızlı dönüşümün en çarpıcı örneği, saman kağıdına basılı eski dergiler ile artık sadece dijital olarak basılan yeni nesil dergiler arasındaki muazzam farklar. Hafif yaprakları sararmış antika dergileri elimize alıp biraz kurcaladığımızda gözümüze çarpan en büyük fark, dijital dergilerin artık neredeyse tamamen görsellerden meydana geldiği ancak eski deriglerin küçük ilistrasyonlar dışında neredeyse hiç bir görsel barındırmıyor olması.

Bu bol görselli dergileri olanaklı kılan teknoloji ve hepsinden önemlisi teknolojinin ucuzlayarak geniş kitlelerin kullanımına ulaşması. Peki ama kıyasladığımız iki dergi arasındaki tek fark bu mu? Cevap maalesefki hayır, dergileri okumaya başladığımızda eski nesil dergilerin bilgi anlamında çok daha dolu olduğu, gerek dil kullanımında gerekse konu seçiminde günümüz dergileriyle kıyaslandığında çok daha derin oldukları ortaya çıkıyor. İyi de bu sadece dönemsel bir trend mi yoksa bu dönüşüm hakikaten kötü bir şey mi?

Aslında tek başına kötü değil, üstelik ünlü deyişn ortaya koyduğu gibi “bir resim bin kelimeye bedel” insan beyni görselleri daha hızlı işliyor ve görseller vasıtasyıla çok büyük miktarda bilgi transferini olanaklı kılınıyor. Ancak, bu dönüşümün istenmeyen bir sonucu insanların okuma ve okuduğunu anlama konusunda giderek tembelleşmesi. Öyle ki, geleneksel olarak dil önermeleri ile kodlanan bilginin yerini görsel bilgiye bırakması insanların anlama kapasitesini düşürüyor.

“Televizyon öldüren eğlence” isimli kitabında Neil Postman bu konuya bambaşka bir açıdan yaklaşarak 19.yüz yılda yaşayan sıradan amerikan çiftçileri ile günümüz insanlarını kıyaslıyor ve oldukça şaşırtıcı sonuçlara ulaşıyor. Postman, 19. Yüz yyılda tipik bir çiftçi ailesinin en önemli eğlencesinin akşam ailecek okunan kitaplar olduğunu ve bu dönemde ortalama bir insanın daha uzun cümleler ve kompleks anlatım kalıplarını kolayca takip edebildiğini aktarıyor. Kitabın benim için en çarpıcı örneği ise vahşi batı filmleriyle tanıdığımız küçük amerikan kasabalarında sıradan halkın bir araya gelerek siyasi münazara yapan Cumhuriyetçi ve Demokrat adayların konuşmalarını takip edebildiği gerçeği. Günümüzde bu konuşma metinleri, sadece en ağır sisyaset bilimi kitaplarında ve sadece yazılı dilde kabul edilebilir nitelikte. Durum o kadar dramatik ki, çiftçilerin oturup yaklaşık iki üç saat ilgiyle dinlediği bu konuşma metinlerinde ortalama bir cümle, bir paragraf uzunluğunda ve kullanılan dil oldukça ağdalı ve teknik terimlerle dolu.

Uzun lafın kısası takip etmeyi kolaylaştırmak, anlaşılırlığı arttırmak için bol görsel ve yalın bir dil kullanmak güzel ama sanırım bu konuda da artık ipin ucunu kaçırır bir noktaya geldik. Artık best seller kitaplarımız sadece görsel ve bir cümleden meydana geliyor, siyasi tartışmalar bilboard sloganları ile sınırlı. Anlaşılırlığı arttıracağız daha geniş kitleler bizi anlayacak diye de kendimizi gittikçe daha az anlar hale getiriyoruz.


Tag: teknoloji  televizyon öldüren eğlence  kitap  anlamak